YAŞAMIN FELSEFİ NOTLARI . . .

YAKILMIŞ ROMAN (26)

10/10/2008 -Kategori: Roman

Ve saat 12:00 gösterdiğinde zorla yatağında kalkmaya çalıştı. Dün sabah kadar uyumaması ve soğukta kalması onu halsizleştirmişti. Alışkanlık hale getirdiği sabah kahvesini hazırlayıp içti ve yine sigarasına sarıldı. Güne sigarası ile başlamak ona unutma duygusu ve yeniden yaşama gücü veriyordu.  Bilgisayarının başına geçti ve günlük yazma işlemlerine başladı. Durdu, bir insan sadece yazarak yaşadığını düşündü. Yazacağı bütün sözcüklerin ve cümleler aklından geçti. Kimlere ve neden yazdığını düşündü. Yayınevinin “ neden güncel romanlar yazmıyor sun? Artık insanlar derin yazılar okumak istemiyor, sen istersen popüler roman yazabilirsin” sözlerini hatırlayınca hafifçe gülümsedi.  

Bu güne kadar yazdıkları romanlar, denemler ve gençliğinde kaleme aldığı şiirleri bir an da olsa kafasından geçirdi. Şimdi karşısında roman ve araştırma içerikli bir kitap vardı. Yaşamın Felsefi Notları. Hayat, felsefe ve yazı. Bu üç olgu üzerinde yeni bir deneme yapmak istiyordu. Belki kendi yaşamının görünmez yüzünü kaleme alıyordu. Ama bu kitabında tüm insanlara hitap edecek bir dil ve yöntem kullanmak istiyordu. O, kendisini yaşamın sadece yaşanmayan ve yaşanılmasından kaçınan bir parçası olarak görmekteydi. İnsanlara bu güne kadar neler verdiğini düşündü? Yakın ve uzağında olan insanlara. Hayatında olanlara, arkadaşlarına, ailesine ve sevgililerine. Onu kim gerçekten tanıyıp anlayabilmişti? Ailesi ile bir yabancı gibiydi. 15 yaşından beri kendisin böyle his etse de onlara karşı hep sevgi beslemişti. Anlamsız bir sevgi. Özlemi anımsatmayan bir sevgi. Üniversite yılları en güzel arkadaşlık dönemi olmuştu. Ancak üniversite ve cumartesi toplantısı arkadaşlarının dağılmasından sonra ciddi arkadaşları olmadı. Ve Genç Adamın sevgilileri. Dokunabildiği ve hiçbir zaman dokunamadığı sevgilileri. Sesinde ve bakışlarında taşıdığı sevgilileri. Belki onu bir tek onlar anlayabildikleri için Genç Adamdan uzak durmuşlardı.

Yine hitap edeceği insanları ve kitabını düşündü. Bu kitabı kendisi için mi insanlar için mi yazdığını düşündü. Yine yaşam, yine felsefe, yine yazı. Hayattan felsefe ve yazını çıkarsan ne olur diye sordu kendine. Ne olacağı hakkında bir fikri olmasa da kendisinin hiçbir zaman onlarsız olamayacağına inanıyordu. Çünkü yazı ve felsefe onun kimliğinin bir parçası haline gelmişti. Görünüşü bile artık onları yansıtıyordu. Parmakları saçlarının arasında dolaşmaktaydı ve o sessizdi:

Tekerlikli sandalyenin üzerinde oturmuştu ve hemşireye bir şeyler anlatıyordu. Hastanenin çekilmez kokusu içinde intihar eşiğine gelmiş bir kadın. Sandalyenin üzerinde ayaklarının onu ne zaman yürüteceğini bilmeyen bir Genç.

-          Hayatın senin için ne anlam taşıdığını bilmiyorum. Her gün buradasın, yanımda. Ve ben yürümek için sana bakıyorum. Sen bu hastane bana bir hayatsın. Sende görüyorum yaşamı. Hayat senin düşündüğünden ve içinde olduğundan çok daha ötelerdedir. Şimdi sen kendini bırakmışsın ki hayat seni yaşasın istediği gibi. Belki ben de öyleyim, ama şunu bil ki sen de hayatı yaşayacaksan.

Şişman hemşireye sarıldı. Hemşire ise onun saçlarını okşadı ve hiçbir şey söylemedi.

Saçlarını ellerinden kurtarıp, bilgisayarının monitörüne daldı. Ve ona bırakılan yoruma baktı:

“Tam yaşamın ne kadar sıradan olduğunu anlarken geçersin sessizce, sanki görmezden gelir gibi, yaşam kırıntıların içinden...

Gülümsemelerin kaybolurken yüzünde ve sahip çıkamadığın mutluluk ifadeleri. Yaratıcı olmuşken, tüm sahteliklere rağmen, acıların gibi derinden vurur anlamsız gelen gölgeler...

Buradasın, işte... bir az içkili, sigara elinde, belki de titriyorsundur...

Kim bilir karanlığında neler doğar, binlerce kelime, binlerce gerçeğe kavuşmak isteyen yaşam parçaları... yalnızsın, biliyorsun... içine gömdüklerin dışında yaşadığın kadınlar varsa da ya her gün ayak bastığın o kaldırımda yürüyen insanlar gözünün içine baksalar da...

İki varlığı bir birine kavuşturmak gibi bir şeydir hayatındaki o doldurman gereken boşluk... kendini bilmezden geleceksinde... geçecektir...

Yaralayan bir sürü gerçek var... bir sürü yalan... o zaman sarhoşluğun acı kokar...

Bir gün, bir sarı sayfalı kitapta adın çıkar belki de...

Ne olursun... gözünü kapatma varlıklara…

Titrek elindeki sigarayı söndürdü. Ve onu anlatanların yaşamlarından esinlenerek Yaşamın Felsefi Notlarında yeni bir bölümü yazmaya başladı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN (25)

5/10/2008 -Kategori: Roman

Önündeki kağıtlara bir an dalıp gittiğini fark etti. Elindeki sigara kendi kendisine sönmüştür. Başını pencereye doğru çevirdi ve yağan karın yağışında yok olarcasına seyredilişe daldı. Ağladı, nedenin bilmese de bu şehre kar yağdığında hep ağlardı. İçini bu gece acayip tuhaf olmuştu. Yaşamın felsefi notlarında yeni bir bölüm yazacaktı. Ama kendisi yaşamın içinde öylesine kalmıştı ki. Bir an duygusal olup olmadığını düşündü, şehri düşündü, ona verdiği hissi. Bir insan neden bir şehir ile iç içe olur ki? Bu şehir ona ne veriyordu diye düşündü.

Şehir ve insanlar, Kentler insanlar için ne anlam ifade etmektedir? İnsanların kentlerde neden yaşadıkları ve onu sevmeleri üzerinde bir an olsun bile durup düşünmek istedi. Bu şehir her zaman ona çılgınlıkları hatırlatıyordu. Yine dönecekti ölü olarak tanımladığı şehre. Ama şimdi kendisini salıvermişti bu şehirde. Sıradan eğlenceler yaşayarak ve bu şehirdeki kadınlarını yanına alarak. Bir kenti bir bina olarak görmekteydi bazen de binayı bir insan yapısı olarak. Şehre bakıyordu. Yoksul mahalleler bir binanın deposunu benzetmektedir. Merkezi ise oturma odasına. Yatak odasını nedense zenginlerin oturduğu yere benzetmekteydi ve otogarlar binaların otoparkına ne kadar benziyordu.

İnsan yapısında binaları düşündüğü zaman ise her zaman bir ikilem içerisinde kalıyordu. Yatak odası kalbi mi yoksa sevişme organına mı benzetecekti daha karar vermemişti. Gözler pencerelere benzediği denilse de ona pek fazla inanmak istemiyordu…

Bu şehirde, bu kalabalık içinde ne kadar yalnız olduğunu düşündü. Hala gözlerinden o nedensiz göz yaşları akmaktaydı. Kimseyi de özlememişti. Ne cumartesi toplantısındaki arkadaşlarını, ne Sinem’i ne de Simge’yi. Ama içinde anlatamadığı bir özlem duygusu yaşamaktaydı. Hiçbir şeyi özlememe özlemi.

Şehir kendisini öylesine sessizce kara bırakmıştı. O kadar bu şehir olmak istiyordu ki, bu şehir gibi insanları kendi içinde yaşatmak istiyordu ki! Ama onun da içinde yaşayan insanlar vardı, hem de orda istedikleri gibi yaşayan insanlar, şehre kafa tutarcasına ona isyan etti. Senin içindekilerin yarısından çoğu istediği gibi sende yaşamıyor, oysa bendeki istedikleri gibi yaşıyorlar diyerek bağırmak istedi, ama akan gözyaşları onu o kadar sessizleştirmişti ki!

Genç adam, aslında bu duyguları hep içinde yaşamaktaydı. Ama son günlerde yazdıklarından dolayı da olsa içindeki yalnızlığı dışa vurmuştu. Yaşamadığının farkındaydı. “LET ALL THAT ARE MIRTHINCLIND” şarkısı çalıyordu,  arkasında çan sesi ile birlikte. Ve onu odasından alıp götüren o kadının sesi…

Masasından kalkıp, pencereye yaklaştı. Çocukken kar yağdığında, göğe bakıp, uçtuğunu hep hayal ederdi. Ellerini açardı ve bulutlu göklerde uçma hayalı onun kışın en sevdiği hobilerinden birisiydi.

Sonbahar mevsiminin aşığıydı. Belki onun mevsiminde kar yağıyor diye ona da canı sıkılmıştı bir az. Belki de Yaşamın felsefi Notlarının bu kadar uzaması onu bu hale getirmişti.

Saat sabahın 5 idi. Şehirde seyrek yanan ev ışıkları vardı. Havasın eksi yirmilerde olmasına rağmen balkonuna çıktı ve titrek elleri ile sigarasın içmeye başladı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(24)...

23/5/2008 -Kategori: Roman

O anın nasıl olacağını hep hayallerinde yaşatan ve uzun süre onu bekleyen kız şimdi tam da o anla karşı karşıyaydı. Kimdi bu adam? Onun hayatına nasıl girdi? Onu nasıl değiştirdi? Ona nasıl bir hayat ruhu sundu? Önceleri onu tanımakta o kadar zorluk çekti ki, sonra karar verdi kendi içinde, o adam kızın somut bir tanrısıydı. Kız bin yıllık hayalını yaşamak için hiç durmadı. İçinden geldiği gibi sarıldı ve adamı yercesine öpmek istedi.

 

Ve yine göz yaşları vardı. Başlangıçların ve bitişlerin olduğu yerde olduğu gibi göz yaşları. Göz yaşı yaşanmışların ve yaşanamamışların bir parçasıdır. Ve kız şimdi yaşanması zor ve hatta imkansız olan anlar için ağlıyordu. Başını adamın göğsüne yaslayarak. Ne yapabilirlerdi. Hayat onları nasıl anlayabilirdi ki? Kız adam sordu, gel burada bu kadar insana soralım, sence yüzde kaçı anlayıp anlamlandırabilir ki? Adam yine gülümseyerek baktı. Son günlerde hayata gereğinden fazla küfretmekteydi. Ve yine o anlar. Dokunuşlar ve kayboluşlar her zaman uçuşlarla içi içe olur. Ve onlarda uçmaktaydılar. Etrafların unutalı çok olmuştu. Onlar sadece kendilerin ve bir birin yaşayarak etrafa bakıyorlardı. Kalabalık  ve hatta sahnedeki şarkıcı bile bir bahaneydi onların uçuşu için. Ve içlerinde sakladıkları o acılar. Ve susturdukları o garip sesler.

 

Hayalleri yaşamak bir dokunuştan ibaret midir? Dokunmak nedir? Dokunmadan da birisi yaşamak mümkün mü? Dokunmak tehlikeli midir? Neden bu güne kadar birbirin çırılçıplak yaşayan adam ve kız şimdi zorluk çekmekteydiler. Dokunmak bir yıkıştır. Ve ona katlanmak zor olduğu için insanlar onu yaşamakta zorlanıyorlar. Birbirini yaratmaktan mı korkuyorlardı acaba! Ve susarak konuşmalar, sadece seyrederek anlaşmalar.  

 

Yine seyredişi vardı o an. O kalabalığın gürültüsü şimdi onlar için o kadar sessizdi ki. Ve nefeslerin his edilişi vardı. Parmakların arasında kaybolan yanakları. Bir çıldırış vardı belki de kızın içinde. Ve titreyiş. Gözlerin kapanması, adamın dudağı dışında yüzündekilerin kızın dudağına dokunuşu, ve dudaklar. Amatörce ve öylesine özgür dolaşan dudaklar. Amatörler bazen o kadar sevimli oluyor ki! Ve nefeslerin derinleşmesi. Yine göz yaşı. Ve dillerin buluşması. Ve sarılış, ve uçuşşşşş

 

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

SESSİZCE YAŞAYAN KELİMELER

5/3/2008 -Kategori: sadeceben

Ellerini pantolonun cebine soktu, parmak uçların dışarıya doğru yansıttı, başını omzuna yasladı ve gülümseyerek bakmak istedi yaşadıklarına ve yaşayamadıklarına. Kendinsin rüzgara vermek istedi. Dilleri ve dudakları düşledi. O an evetleri ve hayırları düşündü. Loş bir mekanda dolaşan sorgusal kelimeleri. Belki o anı onlar değil sadece kelimelerin çatışması yaşadı. Korkularından arınmak istedi. Sadece kendisini çırılçıplak görmek istedi. Ne kadar yalnız olduğunu fark etti. Yalnız insan güzel yaşamayı bilen insandır. Ve yine bir hayal olmasın diledi. Yaşanmamış gibi olduğun his etmek onu nedense rahatlatıyordu. Diğer dünyada ne kadar yaşayacaktı. Hala kendi içinde insanlara açıklayabilecek yanıtları yoktu.

Yine gülümsedi. Tenindeki tanecik terlerler dokundu. İsyansız ve kelimesiz anları yaşamak ve sadece susmak. Susarak yaşayanlara hep hayran olmuştu. Ve teninde parmak sayısını geçmeyecek kadar dolaşan kelimeler.

… ve adam, sadece acı çektirmemek için yaşadığını düşünüyordu. Ne yaparsa yapsın acıları hep kendisi yaşamak istemişti. O da rüzgarın dokunuşun özlemişti. Yaşamı seyretmeği özlemişti. Ve hala hayatta gerçeklerin ve bilmek istediklerin aramaktaydı. Sunulan yaşamdan kaçarak hep yaşam sunmak istemişti insanlara. Belki de bunun farkında bile değildi. Teni aynı bir bilgisayar dönüşmekteydi. Geceler uyurken hata veriyor ve her gece kendi içinde patlayışları onu yormaya başlamıştı. Göğüsler arasında kaybolurken, rüzgarın ona dokunmasın istiyordu…

Adam, çocukluğunu bir an hatırladı. Doğada uzanıp sonsuz mavi göğü seyredişini, ve bir son bulamayınca delirişini ve çığlıklarını. Büyümüştü artık. Çığlıkların içinde atmayı öğrenmişti. Ama bir tek şeyi değişmemişti. Nasıl sevme sanatı onda hep aynı kalmıştı. İlk aşkını 8 yaşında öğretmenine beslemişti. Deliler gibi ona aşık olmuştu. Hatta o yaşta öğretmenini çıplak olarak bile hayal etmişti. Ama onunla sevişememişti hayalinde bile. 

Hayattan ne istediğini bilmeyen ve nasıl yaşanmasını hiçbir zaman öğrenemeyen adam tuhaf dinleme sanatı ile ilgi gördü hep. Fazla konuşmazdı. Dinlerken sanki beden dili ile karşısındakine yanıt veriyordu. Rahatlatıyordu. Hayatta tek bir şey aradı. Huzur. Onu hiçbir zaman bulamayacağını düşünse de hep içinde bir arayış vardı. Bir gidiş vardı yakının uzaklarına hep içinde…

Anlayamadığı bir cümle vardı, kadınlardan duyduğu cümle. “ eğer seninle olsaydım, hayatı unutacak kadar güzel anlar yaşatırdım sene”, Adam hep unutkan olmuştu. Gerçekler unutulmazdır.

… ve kız, hayata dair hayalleri vardı. Çocuksu da olsa onları yaşamak istiyordu. Aslında o da hayattan ne istediğini bilmiyordu. Ancak hayatın ona getirdiğini yükümlülükler vardı. Onlara uymak zorundaydı. Çelişkili yaşama alışmıştı. Çelişki onun hayatının ayrılmaz parçasıydı. Buna mecburdu. Yoksa nasıl yaşayabilir ve ya yaşatabilirdi hayallerini ki? Sahiden kızın hayalleri neydi? Gülümsedi. Hayallerini saklamayı o kadar güzel başarıyordu ki !

Peki, erkekler ne istiyordu ondan? Tenini mi? Bakışlarını mı? Sessizliğini mi? Hayallerini mi? Bildiklerin bilmek olarak görmek istedi. Nefret etmek istemedi erkeklerden. Etmek istese de bunu beceremezdi ki!

Ya o ne istiyordu erkelerden? Yaşam yorgunu olmuştu, bakışların hayata ve dünyaya belirsiz bakıyor, Oysaki onlar bakmak istedikleri gibi bakmayı çoktan unutmuşlar. Ve o sadece bir yer arıyordu. Öylesine, kimse sene bir şey demeden, Sadece kendi için, huzuru için uzanmayı, kendi içinde yok olmayı arzu ediyordu. 

onu var edenlerden yorulmuştu. onu her gün ya sahte var ederler ya da kendileri için var ederler. Oysaki o, kendi için var olmak istediğini hissettiremiyordu.

Sadece merak edenler olur, gelirler ve onda izler bırakarak ve içlerinde izler taşıyarak giderler. Ve o sessizce,  bir köşeye, kendin içine ve kendi iç mutluluğuna kavuşmak için çekilir.

Öylesine güzel ve hoş ağlamak ister.

Sadece parmaklarına yakın parmaklar olsun ve sadece saçlarını okşasın bir eli hayal eder. Onun ağlayışını seyrederek kulağına güzelce öbür yaşamdan notlar fısıldasın ister.

Ona mutlusun demesini ister. “

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kısa Yazı

4/2/2008 -Kategori: Hikaye

Ve kadın öylesine sessizce sadece sığınmak istedi yabancı olduğu bir tene. O ten kadın için o anda hiçbir erotic yön taşımıyordu. Belki de huzuru bulmak istedi ve bu tenin içindeki dünyayı bildiği için kendisin rahat bırakmak istedi. Hani göçeri kuşlar fırtınadan kaçıp bi yere sığınırlar ya aynen öyle. Göçeri kuş göçerek var olur. Onu bazen iyileştirmk için öperler. Kadın da o değişik yaşanmış anda o anı yaşıyordu. Saçlarında, yüzünde ve dudağında gezen parmaklar öylesine hoşuna gidiyordu. Belki de kendi içinde fırtınaların taşıyordu. Ve genç adam yine gerçek dışı bir yaşam perdesini yaşamaktaydı. Hayat onun için hiçbir zaman gerçeklik kazanmadı.idealleri ve ideolojilerini bile gerçek dışı yaşayan bir adam bu anda ne yapabilirdi ki.

 

Bir anlam vermek istedi kadın, yüzündeki dolaşan parmaklara. Bir anlam vermek istedi yaslandığı göğüse. Bir anlam vermek istedi sarılmaya. Ne kadar anlamsız yaşabilirlerdi ki! Onlar yaşasalarda, bu anlamsızlıkların nasıl anlatacklariydi kiiiii

 

Belki o an sadece hayaller yaşıyordu. Genç adamdaki kadınların ve kadındaki adamların hayalleri. Ne güzel bi şeydir hayalleri yaşatmak. Belki kiçicik bir anı sonsuzlaştırmak istemişlerdi. Yaşamın gerçek yüzünden kaçarak ve yaşamdan zaman çalarak. Her ikisi de bir duraktı. Sevdikleri, kendilerini hoş hissettikleri bir durak, onlar gitmek zorundaydılar. Elele tutuşup sokaklarda dolaşmadan gitmek zorundaydılar maksatlarına. Ve bu hep bi özlem olarak kalacaktı içlerinde. Yoksa onların suçları şehrin meydanlarında yargılanacaktı. Ve yaşamın bu acımasız yüzü. Peki ne yapablirleridi. Ya kaçacaklar ya da çözüm üretecekler. Şimdilik kaçmak en iyisi…..

 

Genç adam gülümseyişin yanına aldı. ve gecenin karanlığında karmaşık duyguların ve dünyasın ve kadınların düşünmek istedi. Hıııı , nasıl düşünülürdü ki bu kadar iç içe geçmiş dünyaları. Beyni yorgundu. Cismine yansımaktaydı yorgunluğu. Ama durmadan çalışmak, düşünmek ve yaratmak zorundaydı. Kendisini Salı vermek istiyordu. Ama yapamazdı. Hayata dair sorumlulukları vardı…

 

Kadın, yine her şeyini sessizliğine sararak gitti. Ne kadar sakin yaşıyordu. Oysaki içindeki o fırtınalar hiçbir zaman onu yalnız bırakmamaştı ki. Ve ne yazık ki bunu fark edenler çok az insanlardı. Kim onun dünyasına girebilirdi ki.

 

Başka bir durağa gitme zamanıydı. Her ikisi de başka br durakta düşünmek için gittiler. Kararların verdiler. Ama hala onların kararı değildi. Onlar yaşamın onlara mecbur kıldığı kararı verdiler şimdilik…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(22)...

Bir doğum günü partisiydi. Kız heyecanlar içinde yeni bir yaş gününü kutlayacaktı. Sevdiği arkadaşlarını davet etmişti. Bir de davet edemediği arkadaşları vardı. Doğum günlerinin neşeli geçmesini isterdi hep…

 

Genç adam aylar sonra kızın doğum gününe katılmak için güneşin batışını seyr ettikten sonra, yuvasında çıkmaya karar verdi. Güneşin genç adama hep özel anlar yaşatmıştı. Bir güneş batışında da meğer dünyaya gelmemişti genç adam! Gerçi doğum gününe davet edilmemişti ama gitmeye kararlıydı. Saçları uzamıştı. Aylar sonra ilk defa aynanın karşısına geçti. Sakalların makine ile kısattı. Saçlarına jöle sürdü. Önceden aldığı insan yapısında bina heykeli hediyesini özenle yanına alarak arabasına bindi. Bakışlarını saçlarının arkasında saklamak istedi. İlk önce bir çiçekçiye uğradi. çiçekçinin yardımı ile doğum gününe uygun çiçekler aldı.

 

Ve kızın karşısındaydı. Kız şaşırmıştı. Genç adamı unutup unutmadığını bile bilmiyordu. Onun yokluklarda yaşadığını düşünmüştü. Eskiden böyle bir mekandan buluşacaklarını hep hayal ederlerdi. Mekanın renkleri ve ışıklarının insan ruhuna uygun olarak özenle tasarlanmış bir mekan. Kız vücüdüyla sarılmak istedi genç adama. O an üçmak istedi her kesin ve hatta sevgilisin yanında sevinçten.

 

Kahkahalar dolaşıyordu insanlar üzerinde. Her kes kendi hali ile eğlenmekteydi. Doğum günleri insanları eğlenmesi için bir bahane değil miydi meğer? Genç adamdan bunca zamn nerede olduğunu bile sormayi unutmuştu kız. Genç adam yine güler yüzü ile bir köşede oturup içkisini yudumluyordu tuhaf bakışları ile atrafı seyrediyordu. Kız ise ara sıra o suskun bakışları ile genç adama bakıyordu.

 

Ve o an yine kahkalar vardı, her kes yine eğlenmekteydi. Ama kızın bu sefer suskun bakışları hep birisi arıyordu. Müzik sesinin bile aralarında görmek istediğini arıyordu. Bir yerlerde yine saklandığını düşündü. Bir az sonra çikip gelecek yine o narin gülücükleri ile kıza nice yıllar dileyecek ve şakayla karışık ona hep mutlu olmasını söylecekti. Ama    artık genç adam yoktu…

 

Arabasında artık ayıp olmayan şarkını dinliyordu genç adam. Şarkı anlamsızlığını yitirse de onun bir cümlesi hala genç adama o kadar anlamlıydı ki. Hala genç adam kapıları kapkara bir dünya boyamaktaydı. Dışarıdan hep güleryüzlü gözüken adam içindeki karanlıklardan hiç ky-urtulamamıştı ki. Gözlerinden tanecik yaşları akıyordu. Araba belrisiz bir yolda ilerlemekteydi. Ve genç adamı yine o yuvası geri götürüyordu araba….

 

Parti bitmişti. Her kes yavaş yavaş gidiyordu. Kız sessizdi. İçi dopdoluydu. Bir şeyleri anlamk istiyordu. Sanki genç adamın gelişi bir rüyaydı gidişi gibi. Yine hiçbir iz brakmadan. Ağlamak istese de içinde ağladı kimse fark etmesin diye. Kızın içinde sadece bir kelime çığlık atıyordu. “NEDEN”. Oysaki ki kız onların bilerek ve farkında olarak nedensiz ve belirsiz yaşamı seçmek zorunda kaldıklarını unutmuştu….

 

Zamansız bir yağmur akşamında kız, hediyelerin almadan sokakta yürüyerek ıslanmak istedi düşleri, özlemleri ve hatıraları ile….

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(21)...

Kendi evinde karmaşık düşünceleri ile yine baş başa kalmıştı. Gülümsedi ve sigarasının izmariti ile yeni bir sigara yaktı. Beyaz kağıtları kokladı. Kalemi eline aldı ve yazmaya başladı;

“Bu dünyada insanlar yaşamlarının dışına çıkamadıkları sürece, her zaman küçük şeyleri sorunsal hale getirip güzel yaşamak yerine zamanlarını onlarla uğraşarak geçireceklerdir. Güzelliğin ne olduğunu kavramadıkları sürece beyinlerinde sahte güzellikler yaratacaklardır. Sahte güzelliklerine bir dönem aşık olacaklar, sevecekler daha sonrada ondan sıkılmaya başlayıp hatta nefret bile edeceklerdir. Beli de bu zıtlıkları yaşayarak yaşamdan zevk alacaklardır. Güzelliği beyinlerinde tasarlarken sadece kendilerin düşünecekler. Tasarladıklarını gün gelir aşağılarlar. Ve sevgileri zaman geçtikçe özlem kırıntısı olarak içlerinde yaşamaya devam eder. Ve suçluluk duygusun bazen kendilerinde bazen karşısındakinde bazen de dünyada aramaya başlarlar. İlla bir suçlu bulmak zorundadırlar. Çünkü suç aşk gibi insanlara bir sığınmadır.

İnsan oğlu her zaman bir kaçış peşinde olduğu için kendi gerçekliğini ve pisliğini- kafalarında yapı itibariyle pislik olarak tanımladıkları- güzel olarak bilinen ve tanınan nesnelere sığınırlar. Mutluluğu ondandır belki de hiçbir zaman gerçek anlamda keşfedemezler.  Keşfedemedikleri için de her zaman hayal kurarlar. En akıllıları da ütopya geliştirir. İnsan oğlu yer yüzünde yaşamaya mecbur kılındıktan sonra hiç mutlu oldu mu? Hiç kendi istediği gibi yaşadı mi? Öncelikle yaşamlarını kolaylaştırmak amacı ile kurallar ortaya koyarlar. Daha sonra bu kurallara, yaşamlarını kısıtladığı ve zorladığı için  isyan ederler. İnsanoğlu doğanın en dengesiz yaratığıdır. Bu dengesizlik yaşamda kırgınlıkları, üzüntüleri, savaşları ve güvensizliği kendisi ile beraber getirir…”

 

     Yaşamın felsefi notları, yavaş yavaş Genç Adamın kafasında yerini buluyordu. Artık ne yazacağını ve onu insanlara nasıl anlatacağı kafasında tasarlanmaya başlanmıştı. Yeniden kahramanlarını gözden geçirdi. Modern çağda insanların cinsiyetsiz hale geldiğini ve kadın erkek ilişkilerini yeniden kafasında okudu. Aşkın üretim için değil artık tüketim için yaşandığını ve cinselliğin sevginin sonucu değil, sevginin cinsellik sonucu oluşmaya başlandığı teorilerini düşündü. Kendi yaşam serüvenine de dönüp baktı. Doğduğu köyü, hiç umursamadan bıraktığı kadınları, alkolik olup tedavi günlerini, bunalıp terapi de geçirdiklerini, yaşamın felsefi notları çerçevesinde değerlendirmek istedi. Genç Adam da dediği ve savunduğu teoriden hala çok uzaktı. O da mi ütopya kurmaktaydı? O da mı zıtlıklar içinde yaşamaktaydı? Saçlarını derinden karıştırdı. Hala yazarken elleri titriyordu…   

  

“… insanlar bu hayatta ne ve nasıl yaşamak isterler? Sessizliklerin ve yalnızlıkların yaşam süreçlerinde nasıl sürdürebilirler? Sevgi insanlar için sadece bir duygu yaklaşımı mı? O zaman insanların bu dünyada nasıl yaşanması gerektiği doğasında saklı değil mi? Demek, insanlar bir çok zaman doğalarına zıt olarak yaşamaktadırlar. İnsanlık aşkı keşfettiği günden itibaren, onunla birlikte nefreti, çatışmayı ve sahiplenmeyi de yaratmıştır. İnsan duyguları sonsuz olduğu için onu anlamlandırmakta zorluk çekmektedir. Aşk insanın bu duygularını anlamlandırmada bir araç olmuştur ve onlar için kutsal hale gelmiştir. İnsanlar ilk önce aşık oldukları ile cinselliği bile düşünmezlerdi. Cinsellik onların kutsallığın kirletmekteydi. Ancak aşkı yaşayarak onu bir amaç haline getirilmiştir. Modern toplumlarda ise sosyo-ekonomik koşullar sonucu, aşk kutsallığın kaybederek sadece cinsellikle içi içe olmuştur. Aşk ve sevgi ayrımı da buradan ortaya çıkmaktadır. Oysa ki ne aşk var ne sevgi. Var olan sadece duygulardır. Ve onların zamanda değişimi. Duygunun tanımı karmaşıktır. Duygu insanın birisine karşı hissidir. Bu his karşı tarafın farklı yönlerine olabilir. Öncelikle burada cinsiyet önemli değil. Farklı cinsiyetlerde duyguların yaklaşımı onları yaşamasını doğurmaktadır…”

 

 Genç Adam, içkisini aldı ve sigarasının son dumanlarını camın kenarında içine almak istedi. Hava loş ve sessizdi. Şehre baktı. Yabancı olduğu şehre. Ve hala bu şehre nasıl dayanabildiğini düşündü. Bu havada hiçbir zaman evinde olmak istemezdi. Oysa bu şehir bu havada onu evine tıkmıştı. Canı acayip sıkılmaktaydı. Hiçbir zaman huzuru bulamayacağı korkusu güzel duygular karışımı ile içine oturdu. O hep ağlayışlarını ve gülüşlerini bir arada tutmuştu. Acılarını kimse fark etmeden dudaklarında taşımıştı. Yalnızlığını düşündü. Ve seçmek zorunda kaldığı yaşam özgürlüğünü. Camın arkasında havada uçarcasına elindeki sönük sigarası ile öylesine durmak geldi içinden….

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(20)...

yine yalnız kalacaktı. Yine tek başına sürdürecekti yaşan tüm karmaşıklığın. Simge Genç Adam’ın karmaşık ve belirsiz yaşamına ne kadar dayanabilirdi ki! Ama yine de bir hafta Genç Adam’a çok iyi geldi. Gerçekten özlemişti Simge’ye ait olan her şeyi. Bir haftalık beraberli yaşam eskileri Genç Adam’da canlandırsa da daha sonrasını düşünmek istemedi. Daha sonraki, yalnızlığını,  sessizliğini ve içine kapanıklığını düşünmek onu korkutuyordu. Simgedeki değişiklikler gözünden kaçmadı. Galiba sadece özlemlerini yaşamak için Genç Adam’a gelmişti. Genç Adam bunu ilk gün fark etse de belli etmeden, Simge’nin özlemlerini yaşamasını engellemek istemedi. Ona eskileri gibi sarılmadığını hissetti. İnsan oğlunun duyguları mekanın getirdiği koşullar sonucu değişmektedir. Ve özlemleri yaşamak duygusu insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Genç Adam yıllardır yazdığı yazılarda bunu insanlara anlatmaya çalışsa da, insanlar kabul etmemişlerdir. Oysa ki her gün kabul etmediklerini kendi iç ve dış dünyalarında gizlice yaşamaktaydılar. Genç adam bunu fark edeli çok olmuştu. Fark ettiği günden itibaren de yaşama bakış açısını ona göre özgürleştirmişti. Bu nedenle, Genç Adam’ın özgürleşmiş yaşam biçimi bazen merak konusu oluyordu. Ama ne yazık ki insanlar kendi çıplaklıkları ile Genç Adam’ın bu dünyasında çok az yaşamaktaydılar.

 

Simge de kendi çıplaklığını Genç Adam’ın yaşam biçiminde görmüştü. Bazı insanlar çıplaklıkların sevmezler. Oysaki, Simge çıplaklığına aşık bir kadındı. Vücudunun ve ruhunun çıplaklık parçacıkların Genç Adam’da yaşamaktaydı. Ya Genç Adam? O çıplaklığını nasıl yaşamaktaydı? O da mi bir çok insan gibi yaşamının çıplak yönünü saklamaktaydı? O da mı sadece parçacık şeklinde yaşamının çıplaklığını yaşatmaktaydı ve ya yaşamaktaydı? Bunları düşünmek o kadar hoşuna gidiyordu ki! Yazılarında yaşayan bir adam nasıl yaşamını saklayabilirdi ki;

 

-           Biliyor musun Simge, yaşamı hiçbir zaman gerçek olarak göremedim. Her şey sadece bütünleşmemiş hayallerden ibaret oldu bana. Mesela, senin yaşamıma girmen ve o fırtınalı günleri yaşamamız ve benim o dönemde yazılarım, sanki yazmam gereken hayallerden başka bir şey bana ifade etmiyor. Neden hep, kısa dönemli var olabiliyorum.

-           Senin anlarını yaşamak bana uzun süreli mutluluk veriyor. Ancak senin bu mutluluğu yaşamadığını biliyorum. Sen kendini tüm boyutlarınla var etmek istiyorsun. Ama insanlar gerçek anlamda var olmaktan korkarlar. Niye sana geldim biliyor musun? Sendeki o anlık yaşamı yaşayıp ve kendimi mutlu his etmem için. Evet, seni diğer insanlar gibi kullanıyorum. İnsanlar bencil yaratıklardır. Sevgileri bile bencillik içeriklidir. Keşke sana fazla dayanabilsem?...

-           Sence ben mutlu değil mıyım?

-           Senin mutluluk tanımın farklıdır. Sen kimseni incitmeden, tüm vücudunla mutluluğu sonsuzlaştırmak istiyorsun. Ama insanlar bir birlerine duygusal ve ruhsal olarak acı çektirerek ve bunun farkında olmayarak mutlu oluyorlar. Ya da mutlu oldukları sanıyorlar. Bence sen mutlu bir insansın. Gerçek mutluluğu yaşadığını söyleyemem. Ama sen özgürleşmiş mutluluktan anlar yaşıyorsun. İstersen diğer insanlar gibi sen de mutlu olabilirsin. Ama…

 

Simge büyümüştü. O meraklı gencecik kız yerine, olgun ve yaşama meydan okuyan bir kadın vardı şimdi Genç Adam’ın karşısında. Eskiden Genç Adam, Simgenin saçlarını okşayarak ona yaşama dair gözlemlerini ve sezgilerini anlatırdı. Şimdi Simge de yaşam dair güzel ve hoş bakış açısına sahip olmuştu.

 

Son sarılma anlarını sessizce yaşamak istediler. Yine derin baktılar bir birinin gözlerine. Çıplak tenleri ve ondan akan titrek heyecan terleri sevişme süresince onların ayrılmaz özelliği olmuştu her zaman. Ve hala titriyorlardı sevişirken…

 

Gitme zamanı gelmişti. Kokusunu, bakışlarını yine Genç Adam’a ödünç olarak bırakma zamanı gelmişti. Yine ellerini elerine alacaktı ve belki son kez ona sarılacaktı. Simge,Genç Adam’dan her ayrıldığında bir daha onu görmeyeceğini düşünürdü. Bir gün Genç Adam’ın intihar haberinin geleceği her zaman Simge’yi korkutuyordu.

 

-           kendine dikkat edeceğine söz ver. Sigara ve içkiyi çok kullanıyorsun. İstersen bir ara benim yanıma gel, havan değişir. Gerçi senin havan hiçbir zaman değişmedi ya..

-           Hıı… Simge yapacağım işlerim var. Onları bitirmem lazım. Evet, iyi olmadığımı biliyorum. Eskileri gibi saatlerce oturup yazamıyorum artık. Her şey gün geçtükçe tuhaflaşıyor. Bazen anlarını yaşayacak ne mekan ne insan bulabiliyorsun.

-           Yaşam felsefesi notlarını dün gece bir az okudum. Çok tehlikeli bir yola giriyorsun. Farkında mısın?

-           Simge bunu yazmak zorundayım. O notlar yaşama bağlılık ve inancımın son umutlarıdır.

-           Ama seni kimse anlamayacak ki?

-           Ne zaman anlaşıldım ki? Galiba artık anlaşılmaz olduğumdan yorulmaktayım. Sigara ve içkiyi artırdığımı diyorsun. İnan, sadece onlarla artık bu karmaşık yaşama dayanabiliyorum. Hayatın dayanılmaz anları artıyor ve ben de onlara daha fazla sığınıyorum. Biliyor musun çok oldu, keyif için sigara ve içki içmeyeli…

-           Ama sen yine kendine dikkat et. Bırak da yaşamlarından kaçanlar, geldiklerinde seni bulsunlar.

-           Ben yaşam değilim ki! Sadece yaşamın yaşanılacak parçası haline gelmişim. Ben hiç yaşamadım ki, yokluğum da bir şeyi aratsın…

-           Keşke seni daha fazlası ile anlayabilseydim. O zaman seninle bir ömür sürerdim.                  

-           Sen kendi yaşamını özgürce yaşa. O bana yeter…

 

Simge, düşünceli ve belirsiz bir yüz ifadesi ile Genç Adam’dan ayrıldı. Genç Adam da onun arkasınca sevimli gülüşlerini saklayamadı. Üzüldü. Yüz ifadesi sevimli ve üzgün gülüşleri ile iç içe karıştı. Sessiz yaşamına geri dönme zamanı gelmişti. Onu bekleyen kağıt kokuları ve yazılması gereken notlar vardııı.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(19)...

Heyecanlıydı. Sabah erkenden kalkmış, banyo yapmış ve günler sonra tıraş olmuştu.Aynanın karşısına geçip saçlarını dağınık bir şekilde taramıştı. Bu gün, yıllar sonra beklediği geliyordu. Hava alanına gidip onu karşılamak istiyordu. Evinden çıktı ve servisle hava alanı yolunu tuttu. Serviste havalına gidenleri dikkatle inceledi. Bazıları sadece gitmek için bazıları da genç adam gibi karşılamak için servisteydiler. Ama onlarda genç adamın heyecanı ve gözlerinden fışkıran ışıklar yoktu. Bunun nedenini sormak içinden geçse, vazgeçti.

 

Ve hava alanının geçmek bilmeyen son bekleyiş anları. Kafe de oturdu kahvesin aldı sigarasın yaktı. Ama gözlerini inişlerin panosundan ve kulaklarını anons edilecek uçak iniş seslerinden hiç ayıramadı. Heyecanla sigarasın içiyordu. Ve kafasında heyecan karışıklı yüzlerce soru gidip gelmekteydi. Acaba hala aynı bakışlarla mı bakacaktı genç adama? Acaba hala aynı kokuyu mu taşıyordu? Acaba yabancı memleket onun gülüşlerini etkilemiş miydi?... sorularını bazılarının evet bazılarının hayır olmasını dileyerek, gözlerini bekleyiş salonunda bir anlık gezdirdi. Hala genç adamın heyecanını ve bakışlarını taşıyan kimse yoktu. Gidenlere ve gelenler dikkat etti. Ve taşınan bakışları ve umutları gözleri ile gördü. Uçağı inmişti. Sigarasını söndürüp derin nefes aldı ve çıkış kapısına yaklaştı. Bir an çıkış kapısından ayrıldı biraz ara ile uzakta seyretmek istedi çıkacağında beklediğini.

 

Dayanamadı uzaktan seyretmeye. Yaklaştı. Önce gözlerine baktı aynı bakışları taşıyor diye dikkatlice. Gülümsedi ve elerini ellerine aldı. Yine gülümsedi ve sım sıkı sarıldı. Aynı koku vardı ve yine gülümsedi. Bir anlığına yok olmak istedi o sarılmakta. Teni titredi ve titrek dili ile;

-evet, sensin, sen benim beklediğimsin, tam o’sun.

-başkasını mı bekliyordun?

Aynı şakaları da taşıyordu. Aynı gülümsemeyi. Genç adam beklediğini neden bu kadar yıl ihmal ettiğini düşündü. Sefil yaşamını bahane göstermek istedi kendisine. Ama yine pişmandı. Genç adamın beklediğini yıllarca en hoş yaşamının unutulmaz parçalarını paylaştığı sevgilisiydi. Simge’ni sadece özel olarak yaşamıştı. Kimseye, hatta cumartesi arkadaşlarına bile simgeden bahsetmemişti. Simge genç adamın en çok sırlarını ve bilinmez yönlerini taşıyordu. Tuhaf kızdı. Amerika’da bir firmada yönetici olarak çalışmaktaydı. Genç adamla bir konferansta tanışmıştı ve nedensiz olarak genç adamı merak edip onunla yıllarca yaşamıştı. Hobileri içinde geliyordu yazı ve roman. Ve genç adam Simge ile beraber olduğu dönemde en verimli yazı günlerini yaşamıştı. Simge nasıl ki nedensiz olarak genç adamı merak edip onunla yaşamaya karar vermişti nedensiz olarak da onu terk edip Amerika’ya yerleşmişti. Ve genç adama bakışlarını ve her zaman taşıdığı kokusunu bırakmıştı anı olarak.

 

Parmaklarını, parmaklarını arasına sert bir şekilde soktu. Simge başını genç adamın göğsüne dayadı. ve öylesine yürüyerek hava alanından ayrılıp genç adamın o meşhur evine gittiler…       

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YAKILMIŞ ROMAN(18)...

Yeni yüzler ve yaşama girmeye başlayan ifadeler. Alışık değildi genç adam bunlara. Yaşamına girmek isteyenler her zaman kuşkular ve meraklar taşımışlardı. Ancak girdikten sonra çıkmak istedikleri zaman da Genç Adamın acılarından parçacıklar alıp götürürlerdi. Belki bu yaşam tarzı Genç Adamın yaşam yapısını oluşturmaktaydı. Korkularını unutalı çok olsa da, hala içinin bir köşesinde yaşayan ve unutulması imkansız olan yaşamın korkulu anlarını taşıyordu.

 

  öylesine oturup seyretmek istedi tanrının bu dünyada masumca bıraktığı güzelliği. Hala dudaklarında o gülümseme ve saklayamadığı korkusu vardı. Bununla ne yapacaktı acaba! Ona ne verecekti? Ve onu nelerine alışık edecekti? Elinde olmayan hisleri yine mi başına yeni maceralar açacaktı? Parmaklarını, parmakların arasına soktu ve ona sevmenin ne olduğunu atlatmaya başladı. Yaşadığı dünyadan onu kopardı ve zor da olsa onu uçurmayı yavaş yavaş başarıyordu. Zamanı azdı. Saçlarına dokundu ve masumca bakışlarını yakaladı. Ağlıyordu karşısındaki. Ve hayata inanılmaz şekilde sitem ediyordu;

 

“ benim hayatımda sen ne biliyorsun ki? Eğlence benim için sadece bir kaçıştır. Sen benim acılarımı hiçbir zaman anlayamazsın. Sen sevgi nedir hiç bilir misin? Senin çizdiğin dünya o kadar hoş ve güzel ki. Sen dünyanın en acısız yaşayan insanısın. Sen acı nedir ve nasıl çekilir hiç görmedin ki. Acısız dünyan seni kendi acılarını yaratmaya mecbur etmiş. Ben senelerdir sevgisizliğin acısı ile yaşıyorum. Hem de en ilkel sevgini yıllardır yasak olarak yaşıyorum. Bana ağlama, acılarını sev diyorsun, oysa sen benim göz yaşlarımı bile anlamıyorsun ki…”

 

Yine göz yaşları vardı. Yine genç adamın sevmediği masumca isyanlar vardı. Usluca saçlarını karıştırdı. Eski günlerine geri dönüyordu. Ve göz yaşlarını silmek istedi. O anın kendi dışında insanlar gerçek sandığı yaşamda her gün yaşandığını düşünmek canını acıttı. Ve yine saçları okşadı. Genç adam da usluca ağladı. Ve yıllar sonra bağırarak isyan etti düzene. İsyan etti duyguların böylesine unutulduğuna. İsyan etti çevresine ve yaşama dair acımasızca  kurgular yapanlara. İsyan etti… isyanları içinde büyüterek yok olmak istedi gözlerden çok uzaklarda.

 

Elini tuttu ve sevdiği şehrin en muhteşem caddesine götürdü. Büyüledi o masumca isyanlar içinde boğulan yavrucağı. Onu da böylesine uçurabildi. Soksak sokak gezdirdi elini bırakmadan. Ve her şeyi detayı ile anlattı yavrucağa. Arka sokaklar şimdi o masumca göz yaşlarını kokuyordu. Belki de arka sokaklar yıllardır susamıştı böylesine masumca göz yaşlarına. Yeniden sevinmeyi hatırlattı yavrucağa.

 

 Yavrucağı yuvasına bırakma zamanı gelmişti. Geç Adam da köşesine geç kalmıştı. Hani bir yavru kuşunu yuvasından alıp, doğanın güzelliğin ve vahşiliğin gösterirsin ve sonra onu yuvasına koyarsın ya, aynen öyle yaptı genç adam. O hala uçmaya hazır değildi. Ama genç Adama sonsuz bir mutluluk verdi. Ve genç adam günler sonra acısız olarak gülümsedi. Acısız gülümsemesi ile gecenin karanlığında kendisini yine sarhoşluğuna teslim etti. Sokaklar onu aklı başında kabul etmiyordu, ya da o sarhoş olmadan sokakları çekemiyordu…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı